RSSSüleymaniye Kürsümüz

Göktürkler ve Diğer Türk Kavimlerinin Kadim Korelilerle İlişkileri

Göktürkler ve Diğer Türk Kavimlerinin Kadim Korelilerle İlişkileri

16 Nisan 2018 | 0 Yorum

Saygıdeğer Dostumuz,

Vakıf olarak, geleneksel Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmalarımız vasıtasıyla, Türk Dünyası’nın meselelerini, kültürel değerlerimizi, Türklük bilimini gündeme taşımaya, sizlerle paylaşmaya ve tartışmaya, devam ediyoruz. Devamı

Bozkır Kültürünün Ortaya Çıkışı ve İlk Atlılar

Bozkır Kültürünün Ortaya Çıkışı ve İlk Atlılar

15 Nisan 2018 | 0 Yorum

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüzde 14 Nisan 2018 Cumartesi günü 14.00’te, Dr. Elvin Yıldırım‘ın “Bozkır Kültürünün Ortaya Çıkışı ve İlk Atlılar” başlıklı bir konferans verdi. Devamı

Bozkır Kültürünün Ortaya Çıkışı ve İlk Atlılar

Bozkır Kültürünün Ortaya Çıkışı ve İlk Atlılar

09 Nisan 2018 | 0 Yorum

Saygıdeğer Dostumuz,

Vakıf olarak, geleneksel Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmalarımız vasıtasıyla, Türk Dünyası’nın meselelerini, kültürel değerlerimizi, Türklük bilimini gündeme taşımaya, sizlerle paylaşmaya ve tartışmaya, devam ediyoruz. Devamı

Rusya’nın Orta Doğu Politikaları

Rusya’nın Orta Doğu Politikaları

08 Nisan 2018 | 0 Yorum

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüzde 7 Nisan 2018 Cumartesi günü 14.00’te, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlyas TopsakalRusya’nın Orta Doğu Politikaları” başlıklı konferans verdi. Devamı

Rusya’nın Orta Doğu Politikaları

Rusya’nın Orta Doğu Politikaları

02 Nisan 2018 | 0 Yorum

Saygıdeğer Dostumuz,

Vakıf olarak, geleneksel Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmalarımız vasıtasıyla, Türk Dünyası’nın meselelerini, kültürel değerlerimizi, Türklük bilimini gündeme taşımaya, sizlerle paylaşmaya ve tartışmaya, devam ediyoruz. Devamı

Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu’na Saygı Günü

Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu’na Saygı Günü

01 Nisan 2018 | 0 Yorum

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüz özgün bir gündeme ev sahipliği yaptı. 31 Mart 2018 Cumartesi günü 14.00’te, TDAV Gençlik Kollarımız “Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu’na yoğun katılımlı, harika bir Saygı Günü düzenledi. Devamı

Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu’na Saygı Günü

Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu’na Saygı Günü

26 Mart 2018 | 0 Yorum

Saygıdeğer Dostumuz,

Vakıf olarak, geleneksel Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmalarımız vasıtasıyla, Türk Dünyası’nın meselelerini, kültürel değerlerimizi, Türklük bilimini gündeme taşımaya, sizlerle paylaşmaya ve tartışmaya, devam ediyoruz. Devamı

Çanakkale’den Afrin’e  Vatan Savunmamız

Çanakkale’den Afrin’e Vatan Savunmamız

26 Mart 2018 | 0 Yorum

Prof. Dr. İbrahim Öztek, 24 Mart 2018 Cumartesi günü İ.Ü. Farabi Avrasya Araştırmaları Merkezi’nde faaliyetlerini sürdüren Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsümüzde “Çanakkale’den Afrin’e – Kızılalmaya, Vatan Savunmamız” başlıklı bir konferans verdi.

Prof. Dr. Öztek, Turan Hocamızı ve şehitlerimizi saygı ve rahmetle andıktan sonra konuşmasına şöyle devam etti:

“Son iki yüz yıldır Batı’nın gelişimine ayak uyduramadık. Sanayiimizi geliştiremedik. Düşmanın silahına karşı koyacak silahı üretemedik. Üst üste gelen akınlarla kaliteli eğitimli komutan ve ordu yetiştirme fırsatı bulamadık. Ekonomik, askeri ve siyasi zafiyete düştük. Entrikalara kurban gittik. 93 Harbi (1877-78) sonunda Balkanları ve Kafkasları kaybettiğimiz gibi itibarımızı da kaybettik.

1830 dan itibaren kuzey Afrika elden çıktı. Balkan yenilgisi ile Balkanlardaki Türkiye kaybedilirken Balkanlarda Kırım’da ve Kafkaslarda beş milyon soydaşımız soykırıma uğradı.

Birinci Dünya Savaşı kaçınılmazdı ve girdik. Zira savaş henüz kıymetini bilmediğimiz Osmanlı topraklarında bulunan Ortadoğu petrolleri için yapılıyordu. 15 cephede birden savaştık. Müttefikimiz Almanya birçok cephede yenildi ve biz de yenik sayıldık. Halbuki Türk orduları Çanakkale’de 18 Mart Deniz Zaferi ve 25 Nisan 1915 de başlayan Gelibolu Kara Savaşları’nda tarihin en büyük destanlarını yazıyordu. 25 Ekim 1915 günü henüz Çanakkale Savaşları sürerken, İstanbul’da yayınlanan Tasviri Efkar gazetesi resimlerini yayınlayarak, şöyle diyordu; ‘Boğazları, hilafeti ve saltanatı kurtaran kumandanlarımız Cevat Çobanlı Paşa ve Miralay Mustafa Kemal Beyefendiler. 29 Nisan 1916 Kuttül Amare’de Halil (Kut) Paşa, 15 Eylül 1918 de Bakü’de Nuri (Killigil) Pasa, Tebriz’de Ali İhsan ve Kâzım Karabekir Paşalar, 26 Ekim 1918 Afrin Raco’da yine Mustafa Kemal Paşa tarih üzerine tarih yazmaya devam ettiler. Perişan ettiğimiz müttefikler, mağlup sayılmamız üzerine 13 Kasım 1918 günü 56 parça gemi ile İstanbul’u işgal ettiler.’

Bu acımasız savaş sonunda tüm topraklarımız elimizden alınmış ve bize kalan Ankara ve çevresiydi.

Yine, Osmanlının en başarılı genç paşası, kahramanlığı Anadolu’ya yayılmış Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919 günü aynı hakim güçlerin İstanbul’u işgal eden donanması arasından süzülerek, Samsun’a yol alırken de sarsılmaz bir iman ve inançla; biz Anadolu’ya iman ve cesareti götürüyoruz. Onlar bunu bilemezler. ‘Geldikleri gibi giderler diyordu.

Topyekün vatan savunması için hazırlıklar 1,5 yıl sürdü. Efelerden Kuvayı Milliye’ye ve düzenli ordulara geçildi. İlk düzenli ordu savaşı 6-10 Ocak 1921, zaferle biten 1. İnonü Savaşı’ydı bunu 2. İnönü (27 Mart-1 Nisan), Kütahya-Eskişehir (10-24 Temmuz 1921) ve Sakarya Savaşları (22 Ağustos – 11 Eylül 1921) takip etti.

Sakarya Savaşı, ölüm kalım savaşımızdı ve Mustafa Kemal Paşa tarihi emrini vermişti. ‘Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her bir karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez.’ Sakarya’da, Türklerin II. Viyana’dan beri (1683) süren geri çekilmesi sona ermişti.

Ardından Mareşal Mustafa Kemal, «Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri!» emrini verdi.

Türk ordusu yine tarihte olduğu gibi uçarcasına 6 ayda aşılamayacak siperleri 6 günde çiğneyip geçti.

Yunan orduları başkomutanı Trikopis esir düştü. Kılıcını Kemal Paşa’ya teslim etti 9 Eylül 1922 günü Türk orduları İzmir’e girdi. Amerikan ve İngiliz bayrakları altında İzmir’e giren Yunan, denize döküldü. İzmir’i ateşe vererek kaçtı 6 Ekim 1923 günü Türkiye Cumhuriyeti orduları Şükrü Naili Paşa komutasında İstanbul’a girdi.

Mağrur devletlerin mağrur komutanları İstanbul’u Selahattin Adil Paşa’ya teslim ettiler.

Mağrur devletler ve mağrur komutanlar Mustafa Kemal Paşa’dan ikinci tokatı da yediler ve şanlı sancağımızı selamlayarak, geldikleri gibi gittiler.

Fakat çok geçmeden çeşitli bahanelerle bölgeye geri döndüler. İngiltere ve Fransa’nın yerini Amerika almıştı. Amerika, Küçük Asya’da Kore Savaşı ile kendisine önemli bir partner bulmuştu.

Amerika’nın başı çektiği NATO, bizim için komünizm korkusu icat etti ve NATO’ya girdik.

Ülkemiz Amerikan yardımları ve üsleri ile donatıldı. Gelinen noktada ise ABD’nin stratejik ortağı olarak sürekli aldatıldık.

Kore’de Kunuri’de 10000 kişilik Çin ordusunun kuşatması içinde kaldık. ABD birlikleri çoktan bölgeyi terk etmişti. O gün 400 şehit verdik. Bu ilk aldatılışımız olmadı.

1963 yılında Kıbrıs’ta Rumların Türklere uyguladıkları soykırıma karşı müdahale hakkımız Jhonson Mektubu ile elimizden alındı.

Katliamlar 1974 yılına kadar devam etti. 20 Temmuz 1974 günü yapılan barış harekatı ile soykırıma son verdik. Fakat ABD ve AB Türkiye’ye yıllarca ambargo uyguladı.

1 Ekim 1992 günü Ege Denizi’nde gerçekleştirilen NATO tatbikatında USS Saratoga Uçak Gemisi’nden atılan 2 füzesiyle Muavenet Zırhlımız kaptan köşkünden vuruldu. Gemi komutanı Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör ve 4 askerimiz şehit oldu. 22 askerimiz yaralandı.

1. Körfez Savaşı 17 Ocak 1991’de 2. Körfez Savaşı ise; 20 Mart 2003’te başlatıldı. Her ikisinde de Türk yurtları ceset tarlalarına döndü. Dört milyona yakın Türk’ün hakkını kimse korumadı. Üstelik ABD’li askerler Türk askerinin başına çuval geçirdi.

Gen. K. Eşref Bitlis, Amerikalıların bölgedeki amaçlarını ve PKK ile olan işbirliği çalışmalarını ve çekiç güç faaliyetlerini çok yakından  biliyor ve izliyordu. Bu nedenle 17 Şubat 1993 günü uçağı düşürüldü.

ASELSAN’da kritik projeler üzerinde çalışan 4 mühendis 2006-2007 yıllarında 6 ay içinde şüpheli şekilde hayatlarını kaybetti.

Türk ordusunun, PKK’ ya karşı Kuzey Irak’ta 21 şubat 2008’de başlattığı Güneş Harekatı, ABD tarafından durduruldu.

7 yıl önce Suriye Savaşı nedeni ile Türkiye sınırına ABD, Almanya ve Hollanda’dan Patriotlar getirtildi. Bunlar topraklarımıza düşen hiç bir füzeyi engelleyemedi . Sonra füzeleri söküp götürdüler.

NATO Türkiye’yi bu kadar korudu

Peki Malatya–Kürecik’e yerleştirilen 10 000 km. Menzilli füze kalkanı ne için kurulmuştu?

Amerika ve NATO bu konuda da Türkiye’yi kandırmıştı.

Büyük Ortadoğu Amerikan İmparatorluğu kuruldu. Bunun merkezinde ve hedefinde Türkiye bulunuyordu. Çünkü Türkiye’nin jeopolitik konumu, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile doğu batı petro-gaz arterlerinin üzerinde bulunması sözde çok özel stratejik ortağımızın iştahını giderek kabartıyordu. Bir damla petrol, bir damla kandan değerli olacak ve bunun için yapılan savaşın daha ne kadar süreceği belli değildi.

Son yıllarda aramızın iyi olmadığı Suriye, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail ve Mısır’ın çıkardığı petro-gazın dünyaya pazarlanacağı yeni platformlar gerekiyordu. Bunun için bölgede El-Kaide’den, PKK’ya, İŞİD’e kadar özel olarak yetiştirilen ABD patentli tüm terör örgütleri paralı asker sıfatı ile kullanılarak güney sınırlarımıza yerleştirildi. Ülkemizin güneyinde yeni kantonlar kuruldu. Ülkemizin resmen güneyden kuşatılmasına barış, kardeşlik ve demokrasi adına açılım süreci oyunları ile alet edildik. Rojova adı verilen bu koridor, Amerika ve Rusya ortaklığının yeni enerji arteri olup, Akdeniz’de, Lazkiye’ye açılacaktı.

Çok geç uyandık. Tampon bölge, güvenli bölge talebimiz ABD’nin işine gelmediğinden programımızda bu yok cevabını veriyorlardı. Böylece 4 milyon göçmenle Türk ekonomisine ayrı bir darbe vuruldu. Bölünmüş haritalara ilaveten son olarak da Güneydoğu Anadolu Bölgemize NATO’nun Stratejik Kürt koridoru damgası vuruldu.

Halen sorgulamaya devam ediyoruz. Acaba Amerika ve NATO bizi kandırıyor mu?

24 Ağustos 2016 günü başlayan Fırat Kalkanı Harekatı’yla son anda kuşatılmamız engellemiştir. 20 Ocak 2018’de Zeytin Dalı/Afrin Harekatı başladı. Mehmetcik ilk ve son sözü söyledi “Kızıl Elmaya gidiyoruz, beklemesinler.” İki ay içinde Cerablus, iki ay içinde de Afrin teröristlerden temizlendi. Türk komutanlar ve Mehmetçik, kendilerine verilen vatan savunması görevini en iyi şekilde yerine getirdi. Şehitlerimiz oldu. Onlara Allah’tan rahmetler diliyoruz. Şimdi sırada Münbiç ve diğerleri var. Halbuki, Cerablusa girdikten sonra birkaç gün içinde Münbiç ve Afrin’e de girmeliydik. Zaman ilerledikçe karşımıza dikilen güçler, daha çok silahlı ve eğitimli olarak giderek artmaktadır. Gelinen noktada Çok özel stratejik ortağımız tarafından 3-5 bin tır dolusu silahla donatılan atmış bin civarında silahlı terörist Türkiye’ye karşı ordu haline getirilmiştir.

Musul, İŞİD’den temizlenirken de Irak topraklarında bulunan Türk İrtibat Timlerinin güçlendirilmesi Amerika, Irak ve İran’ın karşı çıkması ile engellenmiş, uzaktan top atışı desteği istenmiştir.

ABD, teröristlerle işbirliğine en güzel örneği Rakka’da göstermiş ve burada bulunan İŞİD güçlerini daha sonra bir başka yerde kullanmak üzere salıvermiştir.

10 mart 2018 gününden itibaren Amerika ile komite çalışmaları sürmektedir. Münbiç ve diğer teröristlere peşkeş çekilmiş bölgeler konusunda nasıl bir karar verilecek ve verilecek kararlar neye bağlıdır?

*Türk Hava Yolları 50 adet Amerikan malı boeing B787 dreamliner siparişi verdi.

*Çalışmalar devam ediyor; Rus bakan; Akkuyu bir yıl önce bile tamamlanabilir, Türk silahlı kuvvetleri S-400 füze savunma sistemi ile gücüne güç katacak

*Çalışmalar devam ediyor; Alman firmalar Türkiye’ye 5 milyon 600 bin euro değerinde silah ve mühimmat satışı yaptı.

*Fransa Cumhurbaşkanı Macron; ‘Türkiye ile füze savunma anlaşması ve uçak anlaşması imzaladık. Sinop nükleer santrali konusunu görüştük.’dedi.

Tüm yaşananları gözden geçirdiğimizde ABD’nin bizi kardırdığı gün gibi ortadadır.

Kandırmayı bırakın, Türkiye’yi istila planları geliştirmektedir. Bu maksatla Çekiç Güç, 1. Körfez Harekatı öncesi yaşanan tezkere olayları, 30 yıldır eğitilip donatılan PKK, BOP ve bölünmüş Türkiye haritaları ile en son Barzani Referandumu Türkiye’yi yutma planlarıdır.

30 yıldır Türkiye’yi için için kemiren ve Türkiye’nin asker sivil tüm ana unsurlarını eline geçirmiş olan, artık vakti gelmiştir diyerek 15 Temmuz günü kalkışma girişiminde bulunan bir tarikat liderinin CİA ajanı olduğu ve bu hareketin Türkiye’yi Amerikan mandası haline getirecek bir planının parçası olduğu da unutulmamalıdır.

Sonuç olarak:

  1. ABD’nin, Orta Doğu’daki, hatta dünyadaki en büyük engeli, Müslüman Türk devletidir. Tüm haçlı savaşları Türkler tarafından kırılmıştır. 20. yüzyılın son haçlı seferinin hedefinde de Türkiye bulunmaktadır. Onu engelleyecek olan da yine Türkiye’dir.
  2. ABD’nin siyasal, askeri ve stratejik işbirliği tek taraflı ve ABD çıkarlarına hizmet etmektedir. gerçek bir iş birliği sürdürülecekse, eşit şartlara dönüştürülmelidir.
  3. Bu terör grupları ABD’nin kara kuvvetleridir. Bölge, terör örgütlerinin tümünden arındırılmalıdır.
  4. Suriye ve Irak’ın kuzeyinde on milyon Türk yaşamaktadır. Haklarını korumak bize düşmektedir.

Bizim için bu cennet vatandan başka vatan yoktur. Bu devletin ve memleketin nimetlerinden yararlanan her birey; ulusun birliğine, ay-yıldızlı bayrağın şanına, demokrasi ve adaletin üstünlüğüne ve laiklik ilkelerine inanarak, fikri hür vicdanı hür irfanı hür yurttaşlar olarak, Ata’nın emaneti olan Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini sonsuza dek koruma ve kollama görev bilincini asla unutmamalıdır.

Ey Türk oğlu Türk ve küreselleşen yeni dünya, şunu çok iyi bil! Çanakkale hiçbir zaman geçilmemiştir ve asla hiç bir zaman da geçilemeyecektir.

Türk için kızıl elma bitmemiştir. Bugün Türk yurdunu doğudan ve batıdan kuşatmaya çalışanlar, teröristleri eğitip donatanlar, hainleri Türkün üstüne salanlar, kumpas kuranlar, bilsinler ki, bu büyük millet için her an bir ‘kızıl elma’ olgunlaşır. Türk, damarlarındaki asil kanla her zaman yeniden şahlanır ve yeni kızıl elmalara ulaşır. Ne mutlu Türküm diyene!”

Devamı

Çanakkale’den Afrin’e Vatan Savunması

Çanakkale’den Afrin’e Vatan Savunması

19 Mart 2018 | 0 Yorum

Saygıdeğer Dostumuz,

Vakıf olarak, geleneksel Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmalarımız vasıtasıyla, Türk Dünyası’nın meselelerini, kültürel değerlerimizi, Türklük bilimini gündeme taşımaya, sizlerle paylaşmaya ve tartışmaya, devam ediyoruz. Devamı

Ömer Seyfettin’den Mağcan Cumabayoğlu’na Türkçülük

Ömer Seyfettin’den Mağcan Cumabayoğlu’na Türkçülük

18 Mart 2018 | 0 Yorum

Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü 2017-2018 dönemi etkinliklerimizi 17 Mart 2018 Cumartesi günü 14.00’te, Prof. Dr. Metin Karaörs ile Dr. Sakin Öner’in verdikleri “Ömer Seyfettin’den Mağcan Cumabayoğlu’na Türkçülük” başlıklı konferansımızla sürdürdük.

Karaörs ve Öner hocalarımız, mart ayında sonsuzluğa yürüyen ve kısa ömürlerini vatan-millet yolunda tüketen biri Batı Türkeli’nin biri Doğu Türkeli’nin iki büyük Türkçüsü; Ömer Seyfettin (Ö. 6 Mart 1920) ile Mağcan Cumabayoğlu (Ö.19 Mart 1938)’nun örnek hayatlarını; dil, edebiyat ve fikir alanındaki hizmetlerini dile getirerek ruhumuzu ve ufkumuzu aydınlattılar.

İlk olarak söz alan ve “Ömer Seyfettin’in Türkçülüğü” başlığı altında konuşan Dr. Sakin Öner, özet olarak şunları söyledi:

Ömer Seyfettin, Türk toplumunca millî, tarihî ve sosyal temalı hikayeleri ile usta bir hikaye yazarı olarak tanınır. Fakat onun, 1884-1920 yılları arasındaki otuz altı yıllık hayatı, aynı zamanda dil, edebiyat ve fikir planında verilen şanlı bir Türkçülük mücadelesidir.

Onun Türkçülük mücadelesini üç yönden inceleyebiliriz.

1.DİLDE TÜRKÇÜLÜĞÜ (TÜRKÇECİLİĞİ): Ömer Seyfettin, dilde sadeleşme cereyanına gönül veren yazar Ali Canip Yöntem’e 1910 yılında yazdığı bir mektupta ‘Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim.’ diyerek dil ve edebiyat alanında açacağı milli çığırın sinyalini vermiştir.11 Nisan 1911’de Genç Kalemler mecmuasında yer alan ‘Yeni Lisan’ makalesi millî dile dönüşün manifestosudur.

Yeni Lisan Hareketi’nin temel ilkeleri: Yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak;  İstanbul Türkçesi ile yazmak; dilimizdeki Arapça ve Farsça gramer kurallarını, bu kurallarla yapılan isim ve sıfat tamlamalarını kullanmamak; Arapça ve Farsça kelimelerle kurulan isim ve sıfat tamlamalarını Türkçe kurallarına göre yapmak; konuşma diline geçmiş olan Türkçeleşmiş edatlar dışında Arapça ve Farsça edatlar kullanmamak; Arapça ve Farsça kelimelerden halk dilinde telaffuzu değişenleri, o şekilleriyle kullanmak; Arapça ve Farsça kelimeleri Türkçede söylendikleri gibi yazmak; ilmî terimler dışında Arapça ve Farsça kelime kullanmamaktır. ‘Yeni Lisan’ makalesi, millî dilin doğuşunun öncüsüdür.

2.EBEDÎ TÜRKÇÜLÜĞÜ: Yeni Lisan’ makalesi, ‘millî edebiyat’ın doğuşunda da etkili olmuştur.  Ömer Seyfettin, “milli edebiyat” oluşturabilmek için üç unsuru esas almıştır:

  • Dil ve anlatımda, milli dil ve sade üslûp kullanmak,
  • Konuları millî tarih ve milli coğrafyadan seçmek.
  • Şiirde millî ölçü olan heceyi kullanmak.

Ömer Seyfettin; dili, deyişi ve konuları ‘Türk’ olan millî hikâyeciliğimizin babasıdır.

3.SİYASÎ VE FİKRÎ TÜRKÇÜLÜĞÜ: Ömer Seyfettin,  siyasî ve fikrî Türkçülük düşüncelerini Millî Tecrübelerden Çıkarılmış Amelî Siyaset, Türklük Mefkûresi (Türklük Ülküsü), Yarınki Turan Devleti adlı eserlerinde ortaya koymuştur.

Ona göre milli mefkûre (ülkü), üç sevginin (dil sevgisi, millet ve din sevgisi, vatan sevgisi) birleşmesinden meydana gelir. Ona göre; ‘Türkçe konuşan bütün Müslümanlar, Türk milletindendir.’ Milleti de ‘aynı dili konuşan ve dinleri bir olan bütün insanlar’ diye tarif eder. O, tam anlamıyla bir Türk ülkücüsüdür. ‘Madem ki Türküz, o halde Türk görür, bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi duyarız ve bir Türk gibi yazarız.

Türklerin iki çeşit hayatı vardır; şahsi hayatı ve millet hayatı (Türklük). Millet hayatını güçlendirmek, dünyadaki her şeyin üstünde görmek ve her şeyin üstüne çıkarmaya çalışmak “Türklük mefkûresi”dir. Her milletin bir mefkûresi (ülküsü) bulunması gerekir. Kendi canının geçici, millet hayatının ebedî olduğunu bilenlerin amacı, bu ülküye hizmet etmek olmalıdır

Prof. Dr. Metin Karaörs ise, “Mağcan Cumabayoğlu’nun Türkçülüğü” başlığı altındaki konuşmasına Ziya Gökalp’in “Türkçülük Türk milletini yükseltmek demektir.” cümlesiyle başlayarak, Türklüklerini altını çizerek dile getiren Çiçi Yabgu, İlteriş Kutluk Kağan, Bilge Kağan, Sultan Alparslan, Harzemşah Muhammed, Emir Timur, Babür Şah, Genç Osman, II. Abdulhamit, Buhara Emiri Said Alim Han ve Mustafa Kemal Atatürk’ün adlarını hatırlatıp Türk adını kullanan Göktürk Kağanlığı, Devlet-i Türkiye (Memluk Devleti) ve Türkiye Cumhuriyeti’ne vurgu yaptı.

Türklük, Türk dili ve tarihiyle ilgili önemli belirlemeler yapan Metin Karaörs, sözü Türk coğrafyasının/Türkistan’ın orta yerinde yer alan Kazakistan ve Kazak Türklerine getirip tarihleri boyunca büyük kargaşa, baskı ve zulümler yaşamış Kazakların, egemenliği altında oldukları Rus Çarlığı’nın son dönemi ve Sovyetler Birliği’nin ilk dönemlerindeki çok yoğun bir kimli ve özgürlük mücadelesi verdiklerini söyledi. Karaörs, İsmail Gaspıralı’nın Türk Tünyası’nın kötü talihini yenmek ve bütün Türkleri geri kalmışlıktan çağdaşlığa taşımak, kendi kendine egemen kılmak için açatığı Cedit Mektepleri’nde yetişen ve burada aldıkları Türklük ruhunu Sovyet Kazakistan’ında hayatları pahasına edebi, fikri ve siyasi alanda savunan Ahmet Baytursun, Şekerim Kudayberdioğlu, Jusipbek Aymavıtoğlu, Mirjakıkıp Dulatoğlu ve Mağcan Cumabayoğlu’nun unutulmaz mücadelelerine ışık tuttu.

Kazakların, “Beş Arslan” şeklinde adlandırdıkları bu Türkçü kişiliklerden Mağcan Cumabayoğlu’nun 45 yılllık kısa ömründe Kazaklar başta olmak üzere bütün Türklerin özgürlüğü yolunda destansı bir mücadeleyi, edebi ve fikri alanda ortaya koyduğu eserlerle zirveye taşıdığını belirten Metin Karaörs, onun çağdaşı Türkistan Türkçüleriyle birlikte çıkardığı Kazak, Bostandık Tuvı/Hürriyet Bayrağı, Ak Jol/Ak Yol gazeteleri ile Çolpan, Sana/Bilinç dergilerinde üstlendiği rolleri ortaya koydu.

“Halklara özgürlük” getireceğini sandıkları Sovyetler döneminde, Sovyetlerin bazı ulusların lehine diğer ulusların kimliklerini yok etme uygulamaları karşısında yılmadan Kazak-Türk kimliğini, şiirleri, makaleleri ve diğer eserleri ve konuşmalarında dile getirmekten bir adım bile geri atamayan Mağcan Cumabayoğlu’nun, “eski tarihi övdüğü, milliyetçiliği terennüm etttiği, ferdiyetçiliği yükselttiği” gerekçeleriyle Moskova ve Almatı zindanlarında yıllarca işkence ve zulme uğradığını belirten Karaörs, Mağcan’ın 30 Aralık 1937’de hapsedildiği Almatı Cazaevi’nden bir daha çıkmadığını ve orada idam edildiğini söyledi.

Karaörs, Mağcan Cumabayoğlu’nun Türkçülük-Turancılığı açık bir şekilde ifade eden bir şair olduğunu, onun “Gece ve Gündüz”, “Uzaktaki Kardeşime”, “Türkistan”, “Aksak Timur Sözü”, “Doğu” ve “Ateş” gibi birçok şiirinin bu yönünün açık tanıkları olduğunu belirterek, özellikle İstiklal Savaşı veren Türkiye Türkleri için yazdığı çok kıymetli şiiri “Alıstagı Bavrıma/Uzaktaki Kardeşime”nin çok anlamlı olduğunu söyledi.

Profesör Karaörs, konuşmasını Mağcan’ın Türkçülük duygularının doruğa çıktığı “Türkistan” ile “Uzaktaki Kardeşime” şiirlerinden seçtiği dörtlükleri Kazak ve Türkiye Türkçesiyle seslendirerek bitirdi.

Devamı